Osmanlı’da Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra yaşanan karışıklık, Yunanistan ve Sırbistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi

0
134

Osmanlı’da Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra yaşanan karışıklık,  Yunanistan-Sırbistan ve Sisam bağımsızlığını ilan etmesi, 2. mahmut döneminde Kılık kıyafet değişikliği.

465 yıllık köklü ve şanlı bir maziye sahip bulunan yeniçeri ocağının kaldırılması büyük bir boşluk meydana getirmişti.

Devlet savunmasında meydana gelen bu boşluğu, rasgele asker yazıp sayıyı tamamlamakla doldurmaya imkân yoktu. Asâkir-i Mansure-i Muham-mediye’ye yeni yazüan asker alelacele birkaç günlük eğitime tâbi tutuluyor ve cepheye gönderiliyordu. Tabiî, bir varlık gösteremiyordu.

Öte yandan yeniçeri korkusu, bozulmuş olsa bile, düşmanın içine sinmişti. Bu korku yıllardır Avrupa’nın içlerinde dolaşan akıncıların, fetihten fethe koşan yeniçerilerin kılıçları sayesinde yayılmıştı. Yeniçeri ocağının ortadan kalkması bu korkunun da yüreklerden silinmesine yol açmıştı. Böylece psikolojik bir tesirden kurtulan Avrupa devletlerinin cesareti artmıştı. Daha önce yarı bağımsız hale gelen Yunanistan’ı devlet olarak tanımaya ve yardım etmeye başladılar. Nihayet Padişah da Yunanistan’ın istiklâlini tanımak zorunda kaldı (24 Nisan 1830).

Bir taraftan bunlar olurken, Sultan II. Mahmud, başka işlerle uğraşıyordu. Eski kıyafeti kaldırmıştı. Kavuk ve cübbe sadece din adamları tarafından giyilecekti. Memurlar ve halk başlarına fes örtecek, ayaklarına setre pantolon geçirecek, sırtlarına kaput ve İstanbulin giyeceklerdi.

Kıyafette de Avrupalı gibi olma eğilimi böylece hız kazanmış oluyordu. Fakat bir milletin asırlarla gelen alışkanlıklarını kırmaya kalkışmak, bir milletin gelenekleriyle oynamak doğru muydu? Nitekim bütün bunlar millet ekseriyeti tarafından reddedilecek ve halk, Sultan II. Mahmud’a “Gavur Padişah” demeye başlayacaktı.

Acı olan taraf, Osmanlı Devletine bağlı halkların arka arkaya isyan ederek bağımsızlıklarını ilan etmeleri karşısında, tedbir almak mevkiinde olan Padişahın, milletin kılık kıyafetiyle meşgul olmasıydı.

Bunun sonucu olarak birbirini takip eden ihmaller sebebiyle Yunanistan (24 Nisan 1830), Sırbistan (29 Ağustos 1830) ve Sisam (10 Aralık 1832) bağımsızlıklarını ilan ettiler. Osmanlı Devleti her taraftan kırpılırken, atölyeler harıl harıl fes, ceket ve setre pantolon dikmekle meşguldü.

Bu ortam içinde İstanbul’a korkunç bir haber geldi. Hayatını devlete hizmetle geçirmiş, Hicaz’ı Suudîlerden, Mora’yı Yunanlılardan kurtarmış, yıllar yılı devlete ve millete hayırlı hizmetler yapmış Kavalalı Mehmed Ali Paşa (Mısır Valisi) isyan etmişti.

Niçin isyan ettiği sorulduğunda verdiği cevap şuydu:

“Mora’yı Yunanlı serkeşlerden kurtarmak için 30 bin askerim telef oldu. Bir milyon masarif ettim. Ama Padişah en sonunda Yunanistan’a istiklalı yet [bağımsızlık] bahşetti [bağışladı]  Suriyenin vilayetime dahil edilecei hükümetçe vaad edildiği halde, sonradan bu unutuldu. Bazılarının telkin ve teşvikleriyle Padişah aleyhimize geçti. Bizi devletine yük saymaya başladı. Biz hizmetten gayri ne yapmışız? Padişah bütün isteklerimizi el tersiyle itmiştir. Bizi yalnız bırakmıştır.”

Bunların altında başka sebepler yatmıyor muydu? Elbette yatıyordu. Ali Paşa da söz verdiği halde, son Rus seferine asker göndermemiş, yalnızca 2 bin keselik para yardımıyla yetinmişti Devlet geleneğine uymayan bazı isteklerde bulunmuş, tabiatıyla reddedilmişti. Mısır’da bir vali gibi değil de bir hükümdar gibi davranmaya başlamıştı. O da bağımsızlığını ilan eden devletler gibi bağımsızlık sevdasına kapılmış, bir Osmanlı valisi olduğunu unutmuştu.

Sonuçta 40 bin kişilik kuvvetiyle 23 gemilik donanmasını harekete geçirdi. Ordusuna oğlu İbrahim Paşa komuta ediyordu. Mısır ordusu önüne çıkan şehirleri, bu arada Gazze, Yafa, Kudüs ve Hayfa gibi bazı önemli merkezleri istila ede ede Akka kalesine geldi. Tam 6 ay 11 gün süreyle Akka’yı kuşattı. Kalede bin veya iki bin kadar asker vardı.

Komutan Sayda Valisi Abdullah Paşa idi. Şerefle savundu, ama üstün kuvvetler karşısında teslim zorunda kaldı (27 Mayıs 1832). Kavalalı İbrahim Paşa zafer sarhoşuydu. Gitti, Şam şehrini de aldı (15 Haziran ,1832). Torosları geçerek Anadolu’ya giren İbrahim Paşa, acıdır ama, halk tarafından kurtarıcı olarak karşılanıp alkışlanıyordu. Çünkü halk Sultan II. Mahmud’un yaptığı yenilik hareketlerinden, özellikle de kıyafet inkılâbından memnun değildi. Elinden gelen bütün kolaylığı, İbrahim Paşa ordusuna gösteriyordu.

Bu kolaylıktan da faydalanan İbrahim Paşa, nihayet Konya’ya girdi. Bir süre sonra da Reşid Paşa komutasında üzerine gelen Osmanlı ordusuyla kapıştı. Yapılan savaşta Reşid Paşa esir düştü. Osmanlı ordusu bozuldu. İbrahim Paşa, Reşid Paşayı büyük bir hürmetle karşıladı. Mısır ordusunun da başkomutanı sayıldığını bildirdi. İsterse Mısır’a, isterse İstanbul’a gönderileceğini söyledi. Reşid Paşa İstanbul’a gitmek isteyince de isteğini hemen yerine getirdi (21 Kasım 1832).

Sizin Düşünceniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here