Yeniçeri Ocağının Kaldırılması (Vaka-i Hayriye) Hakkında bilgi Kısaca Özet

0
292

Yeniçeri Ocağının Kaldırılması (Vaka-i Hayriye) Hakkında bilgi Kısaca Özet, yeniçerilerin kaldırılması olayı nedir.

Yeniçeri Ocağının Kaldırılması (Vaka-i Hayriye) Hakkında bilgi Kısaca ÖzetYeniçeri Ocağının Kaldırılması (Vaka-i Hayriye)

Yeniçeri ocağı bozulmuştu, İstanbul’u fetheden ordu çok farklıydı. Zaman zaman isyan ediyor, bazen de isyanlara alet oluyordu. Talime çıkmıyordu. Savaş olmadığı zamanlar yeniçeri ocağına mensup askerler ve çavuşlar ticaretle uğraşıyorlardı. Oysa devir, düzenli orduların, talimli askerlerin, modern silahların devriydi.

Sultan II. Mahmut  belki böyle düşünüyor ve yeniçeri ocağının ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyordu. Ancak acaba haklı mıydı? Bu sorunun cevabında tarihçiler ikiye ayrılır.

Bazıları Padişaha yüzde yüz hak verirken, bazıları yeniçeri ocağının kaldırılmasının Osmanlı Devletinin yıkılmasını hızlandırdığını söylerler.

Bunlara hak vermemek zordur. Zira bir suçluyu yola getirmek için onu öldürmek, yani idam etmek en son çaredir. Hatta yok etmenin bir çare olduğu bile söylenemez. Çünkü suçu değil, suçluyu ortadan kaldırmaktadır. Suçlunun ortadan kaldırılması ise, her zaman çözüm getirmez. Nitekim yeniçeri ocağının ortadan kaldırılması da bir çözüm getirmemiştir.

Ortadan kaldırmak yerine, ıslah etmek mümkün değil miydi? Yeniden düzenlemek, modern şartlara uydurmak büsbütün imkansız mıydı? Daha önce de yeniçeriler isyan etmiş, ama padişahlar ve iyi devlet adamları’el ele vererek onu düzeltmişler, onunla yeni beldeler fethetmişlerdir.

Yeniçeri ocağının 465 yıllık bir geçmişi ve zafer dolu geçmişinden gelen haklı bir gururu vardı. Ama son yıllarda yeni ordular kuruluyor, kendisi ikinci plana itiliyordu. Üvey evlat muamelesi görüyordu. Oysa her yeniçeri, devletin asıl sahibi olduğuna inanmıştı. Ocağın kaldırılacağı, kışlaların topa tutulacağı söylentileri yıllardır kulaklarını tırmalıyordu. Rahatsızdılar. Bu rahatsızlıkları giderilebilseydi, şartların gerektirdiği hususlar anlatılabilseydi, büyük ihtimalle kendilerini toparlar, talime de razı olurlardı. Zaten bazı talimler yapıyorlardı. Onların itirazı talimlerden çok talimin şekline ve “gavur” subaylarının emri altında olmaya idi. Bir de gerek Nizam-ı Cedid-in, gerekse Sekban-ı Cedid’in kıyafetini beğenmiyorlardı. Çünkü bu kıyafetler Avrupalı askerlerin kıyafetlerine çok benziyordu. Beş asra yakın bir şanlı geçmişin sahibi olan yeniçeriler de nihayet insandı. Bir anda değişmeleri beklenmemeli, bazı konular zamana bırakılmalıydı.

Fakat Sultan II. Mahmud, etrafının da tavsiyeleriyle, acele davrandı. Sultan III. Selim’in yeniçeri ocağı karşısında yenik düşmesini unutamıyor, belki de ocaktan intikam alma duygusunu taşıyordu.

Bir bahane ile yeniçeri ocağının başlarını yakalatıp çeşitli yerlere sürdü. Yeniçeri kışlalarını topa tutturdu. Hiç değilse bu muameleyi hak etmemişlerdi, içlerinde birçok masum ve mazlum 1′ da vardı. Gerçekten devlete, vatana, dine, millete hizmet aşkıyla yanan yürekler mevcuttu. Top mermilerinin kahredici patlamasında hepsi yok edildiler (15 Haziran 1826). Yerine “Asâkir-i Mansure-i Muhammediye” adlı ‘ yeni bir ordu kuruldu. Başkomutanlığına Ağa Hüseyin Paşa getirildi.

Bir süre sonra bunun mahzurları görüldü. Donanmamız Navarin limanında kıstırılıp yok edildi. Düşman donanması Fransız, Rus ve İngiliz gemilerinden meydana gelmişti. Aniden bastılar ve 57 gemimizi batırdılar. Sekiz bin askerimiz şehit oldu (20 Ekim 1827).

Sizin Düşünceniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here