İslamiyet öncesi türk edebiyatı genel özellikleri

0
164

Türklerin ana yurdu Orta Asya’dır. Bu bölge, doğuda Kadırgan (Kingan) Dağları, batıda İdil (Volga) Irmağı ve Hazar Denizi, güneyde Karakurum ve Karanlık dağları ile çevrilidir. Kuzeydoğudan güneybatıya doğru uzanan Tanrı Dağları (Tiyanşan) ana yurdun ortasında yer alır.

Türkler buradan Asya, Avrupa ve Afrika’ya yayılmışlardır. Orta Asya’da yaşayan Türkler, Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra batıya göç ettiler. O dönemde Karadeniz’in kuzeyinden Macaristan’a kadar olan bölgede yaşayan milletler Hun akınlarıyla bozguna uğrayarak batıya çekildiler. Batıya yönelen bu milletler, Roma İmparatorluğu’nun egemen olduğu bölgelerde kargaşa ve savaşların yaşanmasına sebep oldular. Avrupanın nüfus dağılımını değiştiren bu olaya “Kavimler Göçü” denilmektedir.

Türkler, Göktürk Devleti kurulana kadar değişik adlarla anıldılar. Türk adını siyasî anlamda ilk defa kullanan Göktürkler olmuştur. Göktürklerden sonra bu soydan gelenlere de bu ad verilmiştir.

Türkler, tarihte farklı coğrafyalarda birçok devletler kurmuşlardır. M.Ö.XIII.yüzyılda varlığı bilinen Hiyong-Nuların ilk Türk devletini kurdukları kabul edilir. Bundan başka Sakalar, Hunlar, Avarlar, Hazarlar, Tabgaçlar, Oğuzlar, Karluklar, Kırgızlar, Bulgarlar, Peçenekler, Kumanlar, Göktürkler, Uygurlar vb. devlet kuran Türk kavimleridir.

Bunlar içinde tarih ve edebiyat tarihi açısından en önemli yazılı belgeleri Göktürkler bırakmışlardır.

Eski Türklerin savaşçı ve göçebe olması, yaşadıkları bölgede meydana gelen savaşlar, onların maceralı bir hayat yaşamalarına sebep olmuştur. Yaşamak zorunda kaldıkları bu zorlu maceralar destanların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Destanlar, eski Türklerden bize kalan en önemli edebî ürünlerdir. Bilinen ilk Türk destanı olan Alp Er Tunga Destanı, Saka Türklerinin hayatlarını anlatır. Saka Türkleri M.Ö. 8.yüzyılda Çin’den Orta Asya’ya kadar uzanan büyük bir devlet kurmuştur.

Oğuz Kağan Destanı’nda Hun hükümdarı Mete’nin Orta Asya’da yaşayan Türkleri bir araya toplayarak büyük bir imparatorluk kurması anlatılır. Mete 209 yılında Tümen Yabgu’nun yerine Hun hükümdarı olduktan sonra, devletin sınırlarını Büyük Okyanus’tan Hazar Denizine kadar genişletmiştir.

Sosyal hayat, atlı göçebe kültüre dayanmaktadır. Eski Türkler Orta Asya bozkırlarında “bozkır kültürü” denilen brir kültür ve uygarlık şekliyle hayatlarını sürdürmüşlerdir. Atlı göçebelik bu kültürün en önemli niteliği olmakla birlikte bütün Türkler göçebe değildir. Bir kısmı yerleşik hayata geçerek tarımla ticaretle uğraşmıştır. Türkler arasında demircilik, yün dokumacılığı, ağaç oymacılığı gibi sanatlar oldukça ileri bir düzeye ulaşmıştır.

Bozkır kültürünün hayat tarzıyla din, ahlâk ve hukuk sistemi bir bütün oluşturmuştur. Hâkim hayat tarzı atlı göçebeliktir. Göçebe kültürün merkezinde at vardır. Eski Türkler, atı ehlileştirmişler bununla tarım yapıp komşuları üzerinde büyük üstünlük sağlamışlardır. Onlar ata binerler, atın etini yiyip sütünü içerler, at sürüleri güderlerdi. Hayvan besleme ve avcılık yanında akıncılık da onlar için geçim kaynağıydı. Yaşanan hayat tarzı kuvvetli, cesaretli, savaşçı insan tipini gerekli kılıyordu. Eski Türklerde bu insan tipinin adı “alp”tır. Türk destanlarındaki kahramanlar bu medeniyetin hayat anlayışını ve ideal insan tipini temsil ederler.

Eski Türk bozkır toplumu merkezden çevreye genişleyen bir yapılanma gösterir. Merkezde aile (oğuş) vardır. Aileler soyu (urug) oluşturur. Uruglarda boyu (bod) meydana getirir. Boy aynı zamanda siyasî bir birliktir. Belirli bir arazisi ve askerî gücü vardır. Boylar birliği “ok”u meydana getirir. Oğuz (ok+z) adı da belirli bir siyasî teşkilât kurmuş boylar anlamındadır. Boy beyleri cesareti, malî kudreti ve doğruluğu ile tanınmış urug ve oguşların reisleri arasından seçilir.

Boylar birliğine “bodun” denir, başında “bey”, “kağan”(han) bulunur. Budunlar çoğunlukla soy ve dil birliğine dayanan boylardan meydana geldiği için kavim anlamını da taşır.

Eski Türk devletinin en üst kademesini “il” teşkil eder. Eski Türkler, “il” sözcüğünü bugünkü “devlet” karşılığında kullanmıştır.
Eski Türk ailesi ataerkil bir özellik göstermekle birlikte ailede kadına da erkeğin yanında yer verilir. Hakan ve hatun resmî törenlerde devleti birlikte temsil ederler. Türk aile yapısında akrabalıl bağları da çok iyidir.

İnanış, eski Türk hayatında önemli bir yer tutar. Türkler tarih boyunca birçok dinlere inanmıştır. İslâmiyetten önce eski Türkler arasında en yaygın din, Göktürk Kitabeleri’nde özelliklerini gördüğümüz birGök-Tanrı dini olan Şamanizm’dir.

Devlet bilincinin gelişmediği ilkel dönemlerde ise Türkler aşiretler hâlinde yaşar ve Totemizm dinine inanırlardı. Totemizm bir klan dinidir. Her klanın birtotemi vardır ve klan mensupları totemin etini yiyemezlerdi. Ancak yılda bir kere yapılan, özel kuralları olan bir sürgün avıyla totem avlayıp törenle yerlerdi. Sığır adı verilen sürgün avı, şölen ve toy adı verilen ziyafetler bu dinî törenlerden doğmuştur.

Ölen bir kişinin yasını tutmak klanın üyelerine yüklediği görevlerdendir. “Yuğ” törenleri de bu dinî ayinin devamıdır.

Türkler başka dinlere girince bu dinî ayinlerin izleri uzun süre yaşamıştır. Belli kuralları olan sürgün avı geleneği Osmanlı Döneminde bile vardır.

Göktürkler “Gök-Tanrı” ya inanırlar. Göktürklere göre gökyüzü kutsaldır, “Gök” ve “Tanrı” sözcükleri “Tengri” sözcüğüyle karşılanır. İnançlarına göre dünya bir takım tabakalara ayrılmıştır. Gökte on yedi kat nur âlemi “cennet”, aşağıda dokuz kat karanlıklar âlemi “cehennem” bulunur. Yeryüzü, insanların yurdudur. Ayrıca yeryüzünde “yer-su” denilen iyi ruhlar vardır ve ormanlık alanlarda, ırmak kıyılarında bulunurlar. “Bozkurt” bunların atasıdır. “Kam” tarafından bunlara kurban sunulur. “Tengri” göğün en üst katından dünyayı idare eder. Yılda bir kere “göğün ruhu” olan Tanrı’ya ibadet edilir.

Edebiyat ve sanatın temelini oluşturan ve güzel sanatlar adı altında toplanan resim, müzik, heykel, dans dinî ayinlerden doğmuş, sonra din dışı bir şekil almıştır. İlkel toplumlarda sanat duygusu ilk kez dansla ortaya çıkmış, şiir ve müzikle birlikte uygulanmıştır. Bu dönemdeki şiirler anonimdir.

Eski Türklerde, yazının yaygınlaşmasından önce “millî ve sözlü” bir edebiyat vardı. Bu edebiyatın en büyük uygulayıcısı durumundaki şairlere çeşitli Türk boyları şaman, kam, yakut, oyun, bahşı, ozan gibi isimler vermişlerdir. Bu sözlü edebiyat geleneği, yazı yaygınlaştıktan hatta İslâmlıktan sonra da sürüp gitmiştir. Âşık edebiyatı, Tekke edebiyatı bu dönemin izlerini taşır.

Eski Türklerde dinî özellik taşıyan üç büyük ayinden biri “sığır”dır. Öküz, Oğuzların totemidir. Törenle avlanan bu hayvan ancak törenle yenirdi. Başlangıçta ozanlar avın bereketli ve bol geçmesi için dinî ezgiler söylerler; av sonrası verilen ziyafette de av sahneleri, eski kahramanlık menkıbeleri anlatılırdı. Zaferle sonuçlanan savaşlardan sonra verilen ziyafette ise kahramanlık sahneleri canlandırılır.eski destanlardan parçalar anlatılır, hükümdara övgüler söylenirdi. Şölen ve toy genel kurban ziyafetleridir.

Yuğ törenleri bir ölünün ardından yapılan matem törenleridir. Bir kimse ölünce cesedi çadırının içinde yere yatırılırdı. Bütün akrabası birer koyun, at veya sığır kurban eder, bunlar çadırın dışında yerlere serilir, sonra hepsi, atlar üzerinde feryatlar kopararak, ağıtlar, şiirler söyleyerek çadırın etrafını yedi defa dönerlerdi. Kanlı göz yaşı dökerlerdi. Şaman cesedi gömmek için uğurlu bir zaman seçer, ölünün ruhunu rahatlatmak için sihirli sözler söylerdi. Ölü, atı ve eşyalarıyla birlikte gömülür, mezarın etrafında sagular söylenerek dönülürdü. Mezarına öldürdüğü düşman kadar “balbal” denilen taşlar dikilirdi.

İslâmiyetten önceki dönemin sözlü ürünlerinden olan sav, sagu ve koşuk parçaları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından derlenmiştir.

Sizin Düşünceniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here