Hz. Muhammedin Hayatı

0
172

MUHAMMET Hz., İslam dininin pey­gamberi (Mekke 570-Medine 632). Mekke ve çevresinde yaşayan Kureyş kabilesinin Beni Haşim kulundandır. De­desi Abdülmuttalip, kapatılmış olan kut­sal Zemzem suyunu açtırdığı için saygın bir başkan durumundaydı. Hz. Muham­met’in babası Abdullah/annesi Amine-bin Vehb ile evlendikten sonra çıktığı bir gezi sırasında çok genç yaşta Medi­ne’de öldü. Hz. Muhammet’in Rebiülev-vel ayının 12. pazartesi günü 570’te Mekke’de dünyaya geldiği kabul edilir. Yayla ikliminde yaşayan Sad bin Bekr kabilesinden Halime adındaki bir sütan­neye verildi, sütannesinin yanında dört yıl kaldı. Döndükten sonra Mekke’de an­nesi ve dedesinin sevecen, sıcak ilgile-riyle büyüdü. Babasının mezarını ziya­retten sonra Medine’den Mekke’ye dönerlerken annesini de yitirdi. Abdül­muttalip yetim ve öksüz torununa daha çok sevecen davranmaya başladı; bakı­mına özen gösterdi. Sekiz yaşına geldi­ğinde dedesi Abdülmuttalip’i de yitirince bu kez amcası Ebu Talip’in yanında sı­cak ve içten bir yuva buldu. Mekke’de okul olmadığı için Hz. Muhammet oku­ma yazma öğrenemedi. Hz. Muham­met’ten söz eden tüm kaynaklara göre ra­hip Bahira ile ilgili olay, Arabistan dışına yaptığı bir gezi sırasında oldu. Yemek sırasında rahip Hz. Muhammet ile ilgilendi, iki omuzu arasına bakarak okuduğu din kitaplarında geleceğinden söz edilen son peygamberin bu çocuk ol­duğunu anladı. Ebu Talip’e 12 yaşındaki bu çocuğa dikkat etmesini sıkı sıkıya öğütledi. Bu geziden sonraki 10 yıl için­de ticaretle uğraşan amcasına yardım et­tiği genellikle kabul edilir. Hz Muham­met yoksul olduğu için, ticaret ortaklıklarıyla geçiniyor, gençliğine kar­şın dürüstlüğü tüm Mekke halkınca bili­niyor, herkes onunla iş yapmaya can atı­yordu. Mekke’de O’na Muhammet’ül. Emin (güvenli, inanılır Muhammet) de­niyordu. Varlıklı bir dul kadın olan.Hati­ce bin Huveylit, Hz. Mahummet’e ortak­lık önererek başkalarından daha fazla ka­zanç vereceğini ekildi. Hz. Muhammet bu öneriyi kabul etmekte kararsız dav-ranmadı. Hatice kısa sürede ortağını iyi tanıdı ve ona ortak bir yaşam önerdi. Ge­leneklere göre evlendiler. O tarihlerde Hz. Muhammet 25, Hatice 40 yaşların-daydı. Hatice yaşadığı sürece Hz. Mu­hammet, başka bir kadınla evlenmedi, yaşamının en sıkıntılı yıllarını onun se­vecen yardımlarıyla atlattı.

Hz. Muhammet, Kâbe;‘nin onarımı sı­rasında anlaşmazlığı önlediği için herke­sin takdirini kazandı. Kabe, harap ol­muştu, onarımına oybirliğiyle karar verildi. Hacer’ül Esved’in yerine yerleşti­rilmesine sıra gelince anlaşmazlık çıktı; çünkü her aile bu onuru kendi kazanmak istiyordu. Ertesi sabah buradan geçen ilk kişi Hz. Muhammet oldu. O’nun hakem­liği sonucunda her aileden bir kişi seçil­di. Hacer’ül-Esved bir örtü üzerine ko­nuldu ve her aile örtünün bir ucundan tutarak kutsal taşı Kabe’nin yanına getir­diler, yerine de kendisi koydu. Böylece çıkabilecek bir tartışmayı da önlemiş ol­du (Bu olayla ilgili lakabı: Muhamme-dü’l Emin; güvenilir). Amcası Ebu Talip’ in dara düştüğünü öğrenince oğulların­dan Ali’yi evine aldı. Bu dönemde O’nun Haniflerle ilişki

kurduğu anlaşılmakta­dır. Ramazan ayında Nur Dağı’ndaki Hi-ra Mağarası’ndan inzivaya çekildi, ruhu­nu dinlendirme çareleri aradır. Hira Ma-ğarası’nda kaldığı zamanlarda yiyip içe­ceği tükendikçe Mekke’ye iner, Kabe’yi tavaf ektikten sonra eşi Hatice’ye uğrar, Hira Mağarası’na dönerdi. Putlara Kap­manın hiçliğini, ne zamana kadar bu inançsızlıkta kalınacağını düşünür, ken­dine sayısız soru yöneltirdi: Ben kimim? Niçin varım? Bu sınırsız evren nedir? Neye inanmalı? Bir gün Hira Mağara-sı’nda sessizlik ve karanlık içinde yatar­ken parlak bir ışık göründü. Hz. Muham­met kendinden geçti. Ayıldığı zaman bir melek. “Oku: Her şeyi yaratan, insanı kan pıhtısından yaratan Rabinin adıyla oku. Kalemle öğreten, insana bilmediğni bildiren, Lütuf ve keremde erişilmez mertebede olan Rabbinin adıyla oku.” (Kuran 96/1-5 sure) dedi. Bu olay üzeri­ne çok şaşıran Hz. Muhammet koşarak evine geldi ve eşine “Beni örtün,beni ör­tün” dedi. Coşkusu geçtikten sonra ba­şından geçenleri Hatice’ye anlattı. Her zaman onu destekleyen eşi, “Korkma, Rabbin seni bırakmaz” diyerek amcası­nın oğlu Varaka bin Nevfel’e götürdü. Varaka, “Bu, Hz. Musa’ya gelen meleğin aynısıdır” dedi. Bu Vahyin Fil Olayı’nın 41. yılının (610) Ramazan ayında ger­çekleştiği kahul edilirse de 609’da oldu­ğunu kabul eden tarihçiler de vardır. Müdessir Suresi’nin ilk ayetleri (“Ey ör­tüye bürünüp sarman (Resulüm) kalk ar­tık insanları uyar, yalnızca Rabbini yü­celt) indikten sonra Hz. Muhammet’in “resulluk” görevi başladı. Her zaman ol­duğu gibi durumu eşine anlatarak “Kimi İslama çağırayım, bana kim inanır? de­yince Hatice: “Dinine ben inanır, pey­gamberliğini onaylarım” karşılığını ver­di. Hz. Muhammet buna çok sevindi ve Tanrı’nın birliğini, kendisinin de Tan-n’nın elçisi olduğunu açıkladı. Böylece Hatice Müslüman olan ilk kadın olma onurunu kazandı. Müslümanlığı kabul eden ikinci kişi bu sıralarda dokuz yaşın­da olan ve yanında yaşayan amcası Ebu Talip’in oğlu Ali, üçüncü inanan da azat­lı kölesi ve evlatlığı Zeyd bin Harise ol­du. Bundan sonra Hz. Muhammet çok yakın dostu ve zengin bir tüccar olan ve aynı zamanda Kureyş üzerinde etkili olan Ebubekir’e durumu anlattı, İslama girmesini önerdi. Ebubekir hiç duraksa­madan bu öneriyi kabul ederek dini kabu edenlerin dördüncüsü oldu. Ebubekir’in aracılığıyla Osman bin Affan, Abdurrah-man bin Avf, Sa’d bin Ebi Vakkas, Zü-beyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydul-lah gibi Mekke’nin ileri gelenleri Müslüman oldular. Hz. Muhammet İsla­ma çağınyı önceleri gizli yapıyordu. Fa­kat 614’te “Ey Muhammet! Artık sana buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapan­lara aldırış etme. Allah ile birlikte lbaşka bir Tanrı’nın bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı kuşkusuz Biz sana yete­riz. Yakında ne olduğunu öğrenecekler” (Hicr Suresi 94-96 ayetler) ayetleri gel­dikten sonra açıkça İslam dinini yayma­ya başladı. Kureyşliler önceleri bu öneri­lere sert tepki göstermediler. Putları ve onlara tapmayı kötülemeye başlayınca kızmaya ve Müslümanlara baskı yapma­ya başladılar. Hz. Muhammet İslamlığı yaymak için elinden geleni yaptı. Ku-reşylileri SafaTepesi’ne toplayıp gittikle­ri yolun yanlış olduğunu anlattı. Bunun üzerine Kureyş ileri gelenleri amcası Ebu Talip’e giderek bu durumdan yakın­dılar. Hz. Muhammet Ebu Talip’in koru­masında olduğu için O’na bir şey yap­maktan çekmiyorlardı. Ebu Talip bu yakınmalar üzferine yeğenini çağırarak ona durumu anlattı ve putları kötüleme­mesini söyledi. Hz. Muhammet amcası­nın bu uyarısına karşılık “Beni Allah on­lara doğru yolu göstermekle görevlendirdi. Bu görevimi yerine getir­mek zorundayım. And içerim ki, güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler bu görevimden dönemem” yanıtını verdi ve ağlayarak amcasının yanından ayrıldı. Bunun üzerine Ebu Talip yeğenine her­hangi bir kötülüğün gelmemesi için elin­den geleni yapacağını söyledi. Kureyşli­ler Hz. Muhammet’e ve Müslümanlara zorluklar çıkarmaya başladılar.Bunların başında Hz. Muhmmet’in amcası Ebu Leheb ile Ebu Cehil (Amr bin Hişam) ve Ebu Sufyan bin Harb geliyordu. Bir gün Ebu Cehil, Hz. Muhammet’e Safa Tepe­si yakınlarında rastladı ve ona gönül kı­rıcı sözler söyledi. Hz. Muhammet hiç yanıt vermedi. Bu olayı gören bir cariye durumu Hz. Muhammet’in amcası Ham-za’ya bildirdi. Hamza yeğenini çok sever O’nu korumaya çalışırdı. Ebu Cehil’e şiddetle çattı, yayı ile ona vurdu. Ebu Cehil’in özür dilemesi kavgayı önledi. Bu olay üzerine Hamza yeğeninin yaydı­ğı dini benimsediğini açıkladı. Onun İs­lamlığı kabul etmesi Müslümanlara bü­yük bir güç sağladı. Bunun üzerine Kureyşliler, islamlığın yayılmasını önle­yebilmek için Hz. Muhammet’in öldürül­mesine karar verdiler. Ebu Cehil ortaya 100 deve ve para koyunca Ömer bin Hattab “Bunu benden başka yapacak yoktur” diyerek silahlandı ve yola koyul­du. Kız kardeşinin evindeki Kuran oku­nuşundan etkilenip Kuran sayfaların ge­tirterek okuttu ve Müslüman olmaya karar verdi. Hz. Muhammet ile görüştü ve kelime-i şahadet getirerek Müslüman oldu. Ömer ile birlikte Müslüman olan­ların sayısı kırka yükseldi. Hamza ve Ömer’in Müslüman olmaları, İslamlığın yavaş yavaş yayılması Kureyşlileri çılgı­na çevirdi. Müslümanlara ellerinden ge­len her işkenceyi yapıyorlardı. Hz. Mu­hammet isteyenlerin Habeşistan’a göç edebileceklerini bildirdi. Mekke’de kalan Müslümanlar Kureyşlilerin işkencelerin­den kurtulmak i-çin Ebu Talip’in oturdu­ğu mahallede toplandılar. Kureyşliler Müslümanlarla tüm ilişkilerini kestiler. Müslümanlar üç yıl süreyle kuşatılmış gibi yaşadılar, yiyecek bulmakta güçlük çektiler, tüm bu sıkıntı ve baskılara kar­şın Müslümanlardan bir kişi bile direnci­ni yitirmedi, dininden dönmedi. Kuşat­manın kaldırılmasından 7-8 ay kadar sonra iki büyük felaket Hz. Muhammet’i çok sarstı. Kendisini her zaman koruyan amcası Ebu Talip ile evlendiğinden beri kendine sonsuz bir aşk, hayranlık ve tak­dirle bağlı bulunan, en bunalımlı ve acı günlerinde teselli kaynağı olan eşi Hati­ce öldüler. Hz. Muhammet’in yaşamında en üzüntülü yıl sayıldığı için bu yıla “hü­zünlü yü” dendi (619). Hatice’nin ölü­münden sonra yalnız kalan Hz. Muham­met’e dostları Ebubekir’in kızı Ayşe ile evlenmesini salık verdiler. Ebubekir, Hz. Muhammet’in bu isteğini kabul edince nikah yapıldı. Evlenme iki yıl sonra Me­dine’de gerçekleşti.

Devamını Oku…

Sizin Düşünceniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here