Aşık Kerem Aşık Ömer ve Aşık Paşa Hakkında Bilgi

0
180

AŞIK KEREM, adına bağlanan en yay­gın halk hikâyesinin erkek kahramanı. Baştan sona belli bir sanatçının şiirleriy­le beslenen konu; 16. yüzyılda oluştuğu dil ve tarih özelliklerinden anlaşılan hi­kâyenin saz şairi, hak âşıkı başlıca kişi­sinin aşk ve ayrılık acılarına dayanır. “Hikâye-i Keremhan” başlığıyla saptan­mış nice yazmada ürünlerine rastlanan bu saz şairi üzerine, adını yaşatan halk hikâyesindeki olaylardan başka bilgi yoktur.

ÂŞIK ÖMER, saz şairi (17. yüzyıl). 17. yüzyılın ilk yarısında doğduğu sanılan, 1707^de öldüğü bir yazılı kayıtla anlaşı­lan Aşık Ömer üzerine fazla bilgi yok­tur. Zamanının gerekli öğreniminden ge­çerek klasik divan edebiyatına yak­laşmayı amaç edinen bir şehir âşığı; bu­lunduğu ve katıldığı olaylara bakarak da sınır boylarında yaşamış bir ordu şairi olduğu sanılır. Öyle ki “Şairnâme” adlı uzun şiirinde başlıca divan şairlerini anarken;

“Karacaoğlan ise eski meseldir Ezgisi çağırılır keyfe keseldir Biz şair saymayız öyle ozanı” diyerek saz şiiri geleneğinin saf kökleri­ni küçümseyecektir. Aslında Aşık Ömer’ in şiirlerinde halk dili ve deyişi kaybol­makta; Osmanlıca tamlamalar ve yaban­cı sözcüklerle divan mazmunları yerleş­mektedir. Bu açıdan en çok Gevheri’ye yaklaşır veA17. yüzyılın şehir âşığı tipini oluşturur. Aşık Ömer, işte bu eğilimin ilk öncüsüdür. Aşık Ömer’in eserinin ya­şaması, hem verimli ve doğurgan bir sa­natçılık çabasına; hem özel yaşamının aşk ve acılarını içtenlikle işlemesine bağlı olmalıdır. Yaşamı, sanatının özel­likleri ve bütün şiirleri bir kitapta top­landı: Sadettin Nüzhet Ergun; Aşık Ömer, Hayatı ve Şiirleri (1935).

ÂŞIK PAŞA, şair (? 1272 – Kırşehir

1333). Yazılı belgelere dayanmayan, sözlü menkıbelere yaslanan bir yaşam öyküsü vardır. Babalar Ayaklanmasında (1241) rol oynamış Muhlis Paşa’nın üç oğlundan biri ve asıl adının Ali olduğu bile bir söylenti değerindedir. Birleşilen nokta, çağının dinsel kültürünü kazandı­ran medrese öğreniminden geçtiği, Sün­niliğin savunusunu yaptığı, Anadolu hal­kına kendi diliyle tasavvuf ilkelerini açıklayıp öğretmeyi amaç edindiğidir. Kırşehir dışında, bir tepe mezarlığının ortasındaki türbesiyle halk arasında kut­sanan, ziyaret odağı sayılan bir değerde­dir. Sanatsal değeri tartışmalı olan Ga-ribnâme adlı 12.000 bey itlik tasavvufi mesnevisi (1330) ise, her şeyden önce Türkçeyi edebiyat dili yapan ulusçuluk bilinciyle önemlidir. Mecmualarda rast­lanan şiirleri derlenerek yayımlandı (1936-1961).

Garipname, Şairin “Türklere hak yolu­nu göstermek, tasavvufun inceliklerini anlatmak, yanlış yollara gitmelerine en­gel olmak için Türkçe yazdığını” belir­ten satırları içeren mesnevisi. Farsça bir önsözle birlikte 12.000 beyit uzunluğun­dadır. Mevlana’nın ünlü mesnevisi ile aynı ölçü kalıbında (Fâilâtün fâilatün fâ-ilün) olan eser, evrenin oluşmasını konu edinen, tanrı ve peygamberlerle İslam büyüklerini ululayan kasidelerden olu­şan bir giriş bölümüyle başlar. Her biri kendi içinde on küçük bölüm içeren on büyük bölümden öğretici, eğitici amaç bellidir: Dinsel inanç konularından baş­layarak (1. bölüm, vahdet: birlik; 2. bö­lüm ikililer: dünya-ahiret, yer-gök gibi; 3. bölüm üçlüler: geçmiş, şimdiki za­man, gelecek gibi; 4. bölüm anasır-ı er-baa; taş, hava, su, toprak…) töresel de­ğerlerle (yetinme, doğruluk, bağlılık, gerçek, şeriat, ibadet, erdem gibi) bu gi­bi konulan açıklamaya fırsat yaratan öy­kü, fıkra, âyet ve hadisler sergilenir. Dil­ce yalın ve açıkça da sanatsal etkisi çok sınırlı sayılır.

Sizin Düşünceniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here