Yerköy Kalesi Zaferi Sultan 3. Selim Padişah Dönemi

0
92

sultan 3. selimPrens de Cobourg komutasındaki Avusturya ordusu Yerköy kalesini sar­mıştı. Ramazan ayıydı. Kalede herkes oruç tutuyordu. Yiyecek boldu. Ama hayvanlar için ot bulunamıyordu. Ot­laklar Avusturyalıların işgalinde bulu­nuyordu.

Bir gün cesur bir asker ot getireceğini söyleyerek öküz arabalarıyla kaleden çıktı. Avustralyalılara başvurup izin istedi.

“Sizin işiniz insanlarla. Hayvanları aç bırakmak mertliğe sığmaz. İzin ve­riniz, bir miktar ot yolup kaledeki za­vallı hayvanlara götüreyim.”

Avusturyalı bir komutan izin verdi. Asker ot yolup arabaları yüklemeye başlayınca, bazı Avusturyalf askerler etrafını sardılar. Alay etmeye başladı­lar. Hattâ sövüp saydılar. Osmanlı as­keri dişlerini gıcırdatmakla birlikte sabretti. Bir mesele çıksın istemiyor­du. Ama Avusturyalıların niyeti mutla­ka bir mesele çıkarmaktı.

Hakaretleri­ne karşılık alamayınca kudurdular. Askerimize saldırıp alçakça şehit ettiler. Kesik başını da Yerköy kalesinin önüne getirdiler, bir süngüye geçirip, “Hepinizin kellesini süngülerimize ge­çireceğiz, alçak Türkler!” diye bağırıp çağırmaya başladılar. Daha da ileri gi­derek Padişaha ve Peygamber Efendi­mize dil uzattılar. Kaledekilerin sabır teli koptu, sabırtaşı çatladı. Kale mu­hafızını zorladılar:

“Keferenin hakaretlerini daha fazla dinleyemeyiz, daha düne kadar padi­şahlarımızın ayaklarına kapananlar bugün aslan kesilir. Billahi küffara haddi bildirilmeden dağılmayız.”

Komutan da sabır taşını çatlatmıştı. Avusturyalılara unutamayacakları bir ders vermenin tam sıracıydı.

“Pekâlâ,” dedi, ‘herkes hazırlansın, Hûda aşkı için çengimiz [savaşımız] vardır. Peygamber Efendimize ve halife-i ruy-i zemine [padişaha] dil uzattırmazız.”

Dalgalar halinde kaleden çıkış başla­dı. Düşman böyle bir karşılık beklemi­yordu. Din ve devlet aşkıyla tutuşan yürekler Avusturyalıların üstüne kor gibi düştü, düştüğü yeri yaktı, kavur­du. Kanlı bir boğuşma oldu. Avustur­yalılardan beş bin asker öldü. Sonunda dayanamayacaklarını anlayıp selâme­ti kaçmakta buldular. 50 toplarıyla er­zakları kaledekilerin eline geçti (8 Ha­ziran 1790).

Haber istanbul’a ulaştığı zaman büyük şenlikler yapıldı. Ama bu da uzun sürmeyecek, düşmanın önce Kil-ya’ya (30 Ekim 1790), ardından İsmail kalesine girmesiyle (22 Aralık 1790) ge­len acı, zafer sevincini gölgeleyecekti.

Sizin Düşünceniz Nedir?

Please enter your comment!
Please enter your name here